• Bengi Çağatay

Uyanış


Ah! Yine cıvıl cıvıl kuş sesleriyle alarmım çalıyor, saat 7.00 olmalı. Ne güzel yeni bir güne uyanmak, uyanabilmek (!), her sabah varlığını yeniden hissedebilmek…

Bugün, diğerlerinden farklı, özel bir gün olacak benim için. Çünkü bugün, hayatımda ilk defa bir işe başlıyorum. İnanılmaz bir şey, harika bir duygu. Sonunda kendi paramı kazanabileceğim. Daha rahat yaşamak için yeni hayallerimi kendi ellerimle yaratacağım. Bu ne kadar coşku veren ne güzel bir hayal ve bugün gerçek oluyor.


-Yüzleşme-

Yıllar önce çalışma fikrimi ailemle ilk defa paylaştığımda; annemin buruk sesi hala kulaklarımdadır.

“Tabii ki kızım, inşallah o da olur”. Umutsuz, titrek sesinden bunun boşuna bir heves olduğu düşüncesini anlamak zor değildi.

Babamın ise dedikleri hiç aklımdan çıkmadı. O güne kadar kendimi bu kadar yetersiz, bu kadar işe yaramaz ve aciz bir insan olarak hiç düşünmemiştim.

“Ben ölünce maaşım annene ve sana kalacak, çalışmak da nereden çıktı? Hem bizim gözlerimiz gördüğü halde zor iş buluyoruz, sana nasıl bulacakmışız bilemedim. Ayrıca ben başkalarına güvenemem ve ne bilelim adamın tekinin sana zarar vermeyeceğini. Gözün görmez, yer yön bilmezsin. Kaçsan kaçamazsın. Dışarısı tehlikeli kızım! Hırlısı var, hırsızı var. Hem çalışmak da öyle zannettiğin kadar kolay değildir, okul ister, beceri ister. Bunun gecesi var, gündüzü var. Peki, gecenin bir saatinde işten çıktığında seni kim alacak? Ben vardiyalı çalışıyorum, ananı da tek başına gönderemem seni almaya. Otur işte evinde, bizim senin parana ihtiyacımız yok…”


O an babama verebileceğim hiçbir cevabım yoktu. İş olarak ne yapabileceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu ve kısmen haklı olduğunu da biliyordum. İçimde kontrol etmesi güç bir öfke olmasına rağmen sözlerine o kadar kırılmış ve umutsuzluğa kapılmıştım ki kendimde tepki verecek gücü bulamıyordum. Kendimi kapana kısılmış gibi hissediyordum. Bundan sonra tek yapmam gereken şey oturduğum yerde ömrümü tüketmek olmalıydı onlara göre. Sessizce odadan çıkıp koridordaki divanın üzerine uzandım ve düşüncelere daldım.


Bugüne kadar yönlendirildiğim hiçbir uğraş olmamıştı. Liseyi de bitirememiştim, çünkü birinin okumada destek olması ve benim de aklımda her şeyi tutmam gerekiyordu. Görmediğim ve ne işe yaradığını anlamadığım bilgileri ezberlemesi kolay değildi ve ben de sonunda pes etmiştim. 10 yıldır hiçbir şey yapmadan evde oturuyordum. Bir konuda babama teşekkür etmem gerekiyordu ki, aslında bu konuşma hayatımda yeni sorular sormama neden olmuştu.

Nasıl bir iş yaparsam bana para ödenir? Görme engelli olarak yapabileceğim işler nedir? Ve benim gibi çalışmak isteyen ancak fiziksel engelleri bulunan insanlar nereden güvenilir bir iş bulabilirler?


Ertesi gün Pazardı ve komşu kızı Zeynep bize geldi. Canı sıkılmış birlikte kahve içmek istemişti. Söz aramızda çok iyi kahve falı bakarım. Göremeyen bir insan nasıl mı fal bakar? Sezgileriyle… Sen bana gördüğün şekilleri söyle, ben sana göremediklerini anlatayım…


Zeynep liseye gidiyordu. Benden 10 yaş küçüktü. Kahveyi ocağa koyduktan sonra, ona çalışma isteğimden ve aklıma takılan sorulardan bahsettim. Önce bir sessizlik oldu. “Şaşırdım bu isteğine” dedi. “Ama seni çok iyi anlıyorum, fakat sorduğun sorulara şu anda cevabım yok. İstersen okuldaki rehberlik hocama bir danışayım, belki bizi yönlendirebilir” dedi. Çok heyecanlanmıştım. “Tamam” dedim. Zeynep çalışkan bir kızdı ve tuttuğunu koparırdı. Bana yardım edebileceğine dair karşı konulamaz bir inanç doğmuştu içimde.

Pazartesi akşamı yemekten sonra kapı çaldı. Kapıdan Zeynep’ in sesi geliyordu. Hemen yemek masasından kalktım ve kapıya koştum. Heyecandan omzumu kapıya çarpmışım ama hissetmemiştim bile. Sonrasında annemin söylemesiyle öğrendim. Morarmış ama olsun zaten omuzumun rengi ile ilgilenmiyordum…

“Zeynep gelsene” diye seslendim ve hızlıca arka odaya geçtik. “Ders çalışmam lazım o nedenle kısa kalacağım” dedi. “Rehberlik hocamla konuştum. Birlikte birkaç iş arama sitesine baktık. Açıkçası engelliler için iş ilanları var ancak detayına bakmamız lazım. Özgeçmiş formu diye bir form varmış. Örneklerine bakarak sana da bu formdan hazırlayacağız ve ilanlara başvuru yapacağız. Ama illaki form gönderdiğimizde bizi kabul edecekler diye bir şey yok, haberin olsun” dedi. Çok sevindim ve hafta sonu için sözleştik.


Hafta sonu kahvaltıdan sonra kahvelerimizi içtik ve evinden getirdiği diz üstü bilgisayarıyla çalışmaya başladık. Özgeçmişimi hazırlarken biraz üzüldüğümü itiraf etmeliyim aslında. Çünkü adımı adresimi yazdıktan sonra yazacak pek bir şey bulamadık. Liseyi de bitirememiş olmanın verdiği kaygı da vardı içimde. Sonra ilanlara baktık. Benim için bir yıkım daha gerçekleşti. Engelli ilanlarının neredeyse tamamında; ‘çalışma şartları gereği işin görme ve işitsel engellilere uygun olmadığı’ belirtiliyordu. Saatler sonunda yüzlercesinden sadece üç ‘uygun’ ilan bulabildik. İlanlardan biri “masör” arıyordu. Kalan ikisi ise “çağrı merkezi müşteri temsilcisi” arıyordu. Fakat maalesef ön koşul olarak da Lise mezuniyeti istiyordu. Yani babamın dediğine doğru gidiyordu mesele. “Bizim gözlerimiz gördüğü halde zor iş buluyoruz, sana nasıl bulacağız bilemedim…” Tam da ümitlerim tükenmişken Zeynep araya girdi ve “O halde önce liseyi bitireceksin” dedi. Liseyi mi bitirmek? Nasıl olurdu? Daha önce denemiştim ama başarılı olamamıştım.


Sonra birden “Hafızam iyi değil, dersleri aklımda tutamıyorum” diyerek ağlamaya başladım. Zeynep ellerimi sıkıca tuttu ve bana sarılarak “Eğer bir kişi bile yaptıysa sen de yapabilirsin, hem on yılda kim bilir neler değişti, belki daha kolaylaşmıştır, başaracağına eminim” diyerek bana cesaret verdi. Ardından hemen görme engelliler için açık lise hakkında internetten bilgileri benim için toplamaya başladı. Kayıt başvurusu nasıl yapılır, kayıt tarihi, seslendirilmiş kitapların CD’ leri, sınavlar nasıl yapılıyor… Bir liste yaptı ve her şeyi benim adıma kısa bir sürede planladı. Sonunda beni de yapabileceğime inandırmayı başardı.


-Harekete geçme-

Liseye devam etme kararımı ailemle paylaştığımda benim adıma sevindiler. Hiç olmazsa artık bir uğraşım olacaktı ve onlara yük olmadan bunu Zeynep’ in yardımlarıyla yapacaktım.

Yaz geçtikten sonra Zeynep ile birlikte açık liseye kaydımı yaptırdık. Pek de kolay oldu diyemeyeceğim aslında. Evrakların tek tek toplanması, dilekçeler, ön kayıt, banka ödemesi, asıl kayıt ve tüm başvuruların bizzat yapılması gerçekten görme engeli olan insanlar için kolay değil ve kesinlikle kendi başıma yapabileceğim bir uğraş değildi. Neyse ki şanslıydım, çünkü Zeynep vardı yanımda. Peki ya o olmasaydı, önümdeki bu engelleri kim kaldıracaktı? Anneme ve babama kalsaydım, bu kadar ilgilenmeyecekleri için evde oturmaya devam edecektim. İşte bu da, diğer sorulması gereken bir soruydu!


Liseye tekrar başlamak bende inanılmaz bir heyecan uyandırmıştı. On yıl öncesine göre imkânlar daha da artmıştı. Sesli kitaplar, testler, okuyucu ve kodlayıcı görevliler ile girilen sınavlar... Gerçekten daha gelişmiş bir sistem vardı. Ders kitaplarını dinlerken inanılmaz keyif almıştım. Bir yandan da görme engelliler için okuma kursuna kaydımı yaptırdım. Aslında ortaokul yıllarımda biraz öğrenmiştim ama hiç kullanmayınca unutmuştum maalesef. Annem sağ olsun beni kırmadı ve haftada 2 gün Halk Eğitim merkezinde açılan bir kursa gidebilmem için yürüyüşümde bana eşlik etti. Aslında kendi başıma bastonumla yürüyebiliyorum ve yönümü de bulabiliyorum ancak maalesef henüz tüm yollarımız, kaldırımlarımız, ışıklarımız görme engellilerin tek başına yürüyebileceği kadar güvenli tasarlanmadığından ve araç sürücülerinin dikkatsizliği nedeniyle; bir yol arkadaşına ihtiyaç duymaktayım. Bu da beni başkalarına bağımlı hale getirebiliyor. Neyse ki şanslıyım bu sefer annem karşı çıkmamıştı.


-Bugün-

Aradan 3,5 yıl geçti ve ben liseyi bitirdim. Bu arada sadece liseyi bitirmekle kalmadım, bir de üniversiteyi kazandım. Açıkçası ailemin tepkisi ve ikna süreci, maddi kısıtlar, kayıt dönemi, yurt bulmak, üniversitenin içindeki bozuk yollar, sayısını bilemediğim kadar çok düşme kazası ve arabaların ani frenleri başlangıçta biraz yordu ancak yıldırmadı. Öğrendiklerim, hayatıma kattıklarım sayesinde özgüvenim inanılmaz arttı. Ve bugün; hayatımdaki ilk çalışma günümde, okuduğum üniversitenin “çağrı merkezi çalışanı” olarak güne uyandım. Kendi paramı kazanabileceğimi düşündükçe havalara uçuyorum! Müthiş bir gururla ve sevinçle ilk defa evden işe gidebilmek için çıkıyorum. Tam 3,5 yıl önce komşumuz ve her anlamda yol göstericim Zeynep ile çıktığım bu macerada şimdi onunla birlikte aynı Üniversitede öğrenim görmek ve işe girebilmek tarifsiz bir coşku yaşatıyor.


Yarın mı? Çok planlarım var. Önce İngilizce öğreneceğim. Sonra başka bir ülkenin kokusunu içime çekmek istiyorum ve İngilizce konuşarak kendime güzel bir restoranda yemek sipariş etmek istiyorum. O ülkenin yemeğinin tadını o ülkede tatmak istiyorum. Bunu da kendi kazandığım paramla yapmak istiyorum. Elbette çağrı merkezi çalışanı olarak kazandığım aylıkla bunu yapamam, ama İngilizce kursuna yazılabilirim ve görme engelliler için özel İngilizce öğrenme CD’ lerini satın alabilirim. Sonrası için ise; okuduğum psikoloji bölümünü bitireceğim ve danışmalık yapacağım. Yaşam amacım ise; görme engelli genç arkadaşlarıma psikolojik danışmanlık yapmak ve onların kendi amaçlarını sezgileriyle görmelerinde destek olmak…


Bengi Çağatay

110 görüntüleme

©2020, Utopian tarafından Wix.com ile kurulmuştur.